İlginizi çekebilir

Moskova Mutakabatı
Erdoğan, Türkiye'nin, Suriye'nin toprak bütünlüğünde gözünün olmadığını vurgulamakta.

Tülin Daloğlu

12 Mar, 2020
İdlip’teki son durumu anlamak için Meclis grup toplantılarında siyasi parti genel başkanlarının neler dediğini koyun kenara. Onların, birbirlerine karşı saydırdıkları hakaretleri dinledikçe, bir yere varılmıyor. Moskova’da ise Türk ve Rus heyetlerinin uzlaşıya vardıkları bir metin ortaya çıktı. Bu metin, somut bir veri. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sahiplendiği bir metin.

İDLİP GERGİNLİĞİ AZALTMA BÖLGESİ’NDEKİ DURUMUN İSTİKRARLAŞTIRILMASINA İLİŞKİN MUHTIRAYA EK PROTOKOL

Taraflar, Moskova’da vardıkları uzlaşıya bu başlığı vermişler. Soçi’de varılan mutabakatın devamı olduğunu vurgulamak istemişler.

Metin, 2 sayfa uzunluğunda. Kısa tutmuşlar. Paragraf paragraf ele alalım.

1 – “Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu, Suriye Arap Cumhuriyeti’ndeki ateşkes rejiminin uygulanmasının garantörleri olarak (bundan sonra taraflar olarak anılacaktır),”

17 Eylül 2018’de varılan Soçi mutabakatında da Suriye Arap Cumhuriyeti ibaresi geçiyordu. Türk medyasında, bu ibare sanki ilk defa kullanılmış gibi bir durum oluşturuldu. Bu, gerçeği yansıtmıyor.

2 – Suriye Arap Cumhuriyeti’nde Gerginliği Azaltma Bölgeleri Oluşturulmasına İlişkin 4 Mayıs 2017 tarihli Muhtıra ve İdlip Gerginliği Azaltma Bölgesindeki Durumun İstikrarlaştırılmasına İlişkin 17 Eylül 2018 tarihli Muhtıra’yı hatırda tutarak,

Bu paragrafta bahsi geçen Astana ve Soçi muhtıraları da daha önceden aşina olduğumuz metinler. Her iki metinde de Suriye Arap Cumhuriyeti ibaresi kullanılmaktaydı. Türkiye, taahüt ettiği gibi İdlib’teki radikal unsurlarla sivil halkı ayrıştırmayı ve ağır silahlarını toplamayı yerine getirememişti. Moskova’da dün yerine getiremediği bu taahütü tekrar veriyor. Bu da demektir ki İdlib’e sevk edilen askerler bir noktada HTŞ ve türevi olan diğer unsurlarla silahlı çatışmaya girecek. Onlar, Türkiye’nin, kendilerini sattığını düşüneceklerdir. Bunun doğurabileceği riskleri hepimiz düşünebiliriz…

3 – Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne olan kuvvetli taahhütlerini yineleyerek,

Erdoğan, Türkiye’nin, Suriye’nin toprak bütünlüğünde gözünün olmadığını vurgulamakta. Rusya da aynı şeyi söylemekte. Her iki taraf için de sorunsuz bir cümle gibi gözüküyor.

4 – Terörizmin tüm tezahürleriyle mücadele ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından terörist olarak tanımlanan tüm grupların ortadan kaldırılması yönündeki kararlılıklarını yinelerken, sivillerin ve sivil altyapının hedef alınmasının hiçbir şekilde mazur görülemeyeceğini kabul ederek,

Bu, Türkiye’nin argümanları açısından bakıldığında sorunlu bir paragraf. 29 Şubat’ta Putin ile yaptığı telefon görüşmesini aktaran Erdoğan, “Sayın Putin’e de söyledim. ‘Sizin orada ne işiniz var?’ Eğer siz üs kuracaksanız, yine kurun ama aradan çekilin. Bizi rejimle baş başa bırakın” dedim” demişti. Görünen o ki Rus tarafı, Erdoğan’ın talebine olumsuz yanıt vermiş. Esad’ı satmayacaklarını kayda geçirmişler. Zira Birleşmiş Milletler, Esad rejimini, Suriye’nin resmi siyasi temsilcisi olarak tanımaya devam ediyor; terör örgütü olarak kabul etmiyor. Suriye’de kabul gören terör örgütleri ise Hayat Tahrir al-Şam HTŞ gibi El-Kaide’nin türevi olan bir dizi irili-ufaklı radikal grup. Esad da bunları elimine etmeye çalışıyor. Emekli Tuğgeneral Haldun Solmaztürk’ün ifadesi ile bu varılan mutabakatla Türkiye’nin, Rusya ve Suriye rejimi ile çatışmasının da önüne geçilmiş durumda. Bu önemli bir tesbittir. Zira Erdoğan Moskova’ya gitmeden önce Şubat ayı boyunca tırmanan gerginlik Suriye ile doğrudan bir olası askeri kapışmanın kapıda olduğu endişesini ve dolayısı ile Rusya ve İran’la da bir asalet savaşının riskinin belirdiği korkusunu beraberinde getirmişti.

5- Suriye ihtilafının askeri çözümünün olamayacağının ve ihtilafın yalnızca Suriyelilerin öncülüğünde ve sahipliğinde, Birleşmiş Milletler’in kolaylaştırıcılığında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararıyla uyumlu siyasi süreç yoluyla sona erdirilebileceğinin altını çizerek,

Bu paragraf çok ilginç. Suriye’deki ihtilafın askeri çözümü yok ise gazeteci Yusuf Kanlı’nın da sorguladığı gibi neden Moskova’da Suriye’nin toprak bütünlüğüne dair Şam’ın temsil edilmediği bir toplantıda Rus ve Türk liderler mutabakata varıyorlar. Gazeteciler Cemiyeti’nde geçen hafta yapılan bir panelde Kanlı bu soruyu emekli büyükelçilerimizden Faruk Loğoğlu’na yöneltmişti. “Şam’la doğrudan temastan kaçmak için” diyerek cevaplamıştı Loğoğlu ve eklemişti: “İstihbarat başkanları konuşabiliyorsa, siyasetçilerin de konuşabilmesi gerekir.”

6 – İnsani krizin daha da kötüleşmesinin önlenmesinin, sivillerin korunmasının, ihtiyaç sahibi tüm Suriyelilere önkoşulsuz ve ayrım gözetmeksizin koruma ve insani yardım sağlanmasının, keza ülke içinden yerinden edilmelerin önlenmesi ile mültecilerin ve ülke içinde yerinden edilen kişilerin güvenli ve gönüllü olarak Suriye’deki asıl ikamet yerlerine geri dönüşlerinin kolaylaştırılmasının önemini vurgulayarak,

Türkiye, İdlib’ten olası göçü engellemek için sınırı kapalı tutuyor. Suriyeli veya diğer geçici misafir statüsündeki sığınmacıların ise ülkeyi terk etme haklarını kullanmaları durumunda caydırıcılık politikası gütmeyeceğini ilan ederek bir kesimin Avrupa’ya gitmesi için cesaretlendirici oldu. Ancak Suriyeli geçici misafirlerin sayısı 4 milyon. Yunanistan veya diğer Avrupa ülkelerine geçtiği ileri sürülen geçici misafir sayısı 150bini geçti diye abartarak ileri sürelim. Bizde varolanın abartılı olarak yüzde 4’ünün gittiğini varsayalım. Bu, çözüm değil. Erdoğan’ın dediği gibi 2011’den bu yana 40milyarın üzerinde Suriyeliler için devlet bütçesinden harcama yaptıysak da topu topu yüzde 4’ü Avrupa’ya gitsin diye insanları sınırda heder etmek hayli anlamsız olmuş. Ve İdlib’tekilerin de sorumluluğu üzerimize binmiş gözüküyor. Askerlerin oluşturacakları çatışmasızlık alanlarını kurmak ve muhafaza etmek ve oradaki sivil ve askeri ihtiyaçları karşılamak bütçeye ek masraf olarak yansıyacaktır.

İkinci sayfa şöyle başlıyor…

Aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır:

1-İdlip gerginliği azaltma bölgesindeki temas hattı boyunca tüm askeri faaliyetler 6 Mart 2020 tarihinde saat 00:01’den itibaren durdurulacaktır.

Türkiye, Suriye rejim askerlerinin mutabakatı bozduğunu açıklıyor. Buna rağmen Moskova’daki varılan uzlaşının devam edebilmesi öncelik tutuluyor.

2-M4 karayolunun kuzeyinde 6 km ve güneyinde 6 km derinliğinde bir güvenli koridor tesis edilecektir. Güvenli koridorun işleyişine dair ayrıntılı esas ve usuller, Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu Savunma Bakanlıkları arasında 7 gün içinde kararlaştırılacaktır.

Görüşmelerin halen sürdüğü belirtilmekte. Somut bir uzlaşı metni şu saate kadar paylaşılmadı.

3-Türk-Rus ortak devriyeleri, 15 Mart 2020 tarihinde M4 karayolunun Trumba’dan (Serakib’in 2 km batısı) Ain-Al-Havr’a kadar olan kesimi boyunca başlatılacaktır.

Pazar günü bu devriyelerin başlamaması için bir neden yok.

Bu metin üzerinden bakıldığında, Türkiye’nin, iç kamuoyuna aktardığı iddialı duruşunun karşılığı bu metinde pek gözükmüyor. Bu da bir tarafta incitici, öte tarafta da akılcı olan bir sonuç. Gönül isterdi ki Türkiye kendini böyle bir açmazın içine hiç sürüklememiş olsaydı.

Tülin Daloğlu

12 Mar, 2020

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yakında
Yakında
error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!

Pin It on Pinterest

Paylaş!

Bu içeriği istediğin mecrada kolayca paylaşabilirsin.